31 Mart 2013 Pazar

Obsidiyen (Obsidian - Lux # 1) - Jennifer L. Armentrout

 
   Ülkemizde yerini raflarda yeni almış bir kitapla yazmaya başlamayı tercih ettim.Ve eminim çok beğeneceksiniz....Günler önce bitirdiğim, ingilizce edisyonunu bile okuduğum Obisidiyen/Obsidian kitabına öncelikle şunu söylemeliyim ki bayıldım.Sizlere hediyem olarak en sevdiğim kısımları paylaşacağım.                     
  Alien severlere biraz aşk birazda aksiyonla yoğurulmuş bir kitap.Daemon Blake ve sevgili kediciği ile arasında geçen konuşmalar ve olaylar sizi eritip, bitirecek....  Daemon, Kat' inde tabir ettiği gibi tam bir öküz.  Sadece kız kardeşine aşırı korumacı davranan, onu el üstünde tutan bir kardeş olması dışında. Onlar uzaylılar, gezegenleri kitabı okuyupta öğrenmenizi istediğim bir takım karanlık taraf yüzünden yok olmuş ve Daemon hayattaki tek yakını olan Dee' yi onlardan korumakla sorumlu hissetmekte, insan arkadaş edinmeleride bu yüzden yasak. Ama bir gün yan eve taşınan Kat,  her şeyi değiştirir, hiç istemediği kadar kardeşiyle samimi olur. Bu hem Dee'nin hayatını tehlikeye atar ( nedense Kat'in başı kitap boyunca tehlikeden bir türlü kurtulmak bilmez) hemde Daemon'ın her türlü öküzlüğüne katlanan Kat için çekilmez bir hal alıp, çıkar.                                                                                                                                                                                                 
  Daemon ondan ne kadar nefret etsede onun bir kez değil, bir kaç kez hayatını kurtardı.Ve Kat'i yanında tutmak zorunda kalacağı şeylerdi bunlar, çünkü Kat' te bir iz bıraktı ve iz geçene kadar yanında olmak zorundaydı. Bunlar bahane, Daemon'ın, Kat'e yakınlaşması ise tamamen bile isteye şeylerdi. Onu önemsemiyor, nefret ediyormuş gibi tavırlarının altında kendine bile itiraf edemediği duyguları vardı. Tabi ki Kat içinde öyleydi, mesela kabullenemediği kıskançlığı....                                                                                    
    En güzeli de ana karakterimizin (Kat) bir bloğu var, tam bir kitapsever. Ama Daemon'ın öküzlükleri, ani kişilik değişiklikleri yüzünden aksattığını gözden kaçırmıyoruz. Daemon ne kadar öküz, sert ve ilgisiz gibi olsada yaşadığı şeyler, insanların onlara bir şekilde  zarar vermiş olması etkilemiş. Yani sayfalar akıp giderken yüzünüzdeki aptalca gülümseyi yakalarsanız şaşırmayın. :)

    Jennifer L. Armentrout mükemmel Lux serisinin ilk kitabıyla benide kötü adam Daemon' a bağlamayı başardı. Bu serinin de DEX'ten çıkması beni hayli mutlu etti. Umarım bu alien tarzı kitaplarında suyunu çıkarmazlar. Zira vampir, melek, kurtadam görmekten fenalık geçirebilirim. Neyse anlaşılacağı üzere severek okudum, gece bile kitap baş ucumdaydı. Teşekkürler DEX! Hayal gücümüze yeni bir tat kattın...

28 Mart 2013 Perşembe

World War Z (Zombi Savaşı) - Film


  Daha önceleri kitap yorumunu paylaştığım World War Z'nin filminin çekileceğini söylemiştim. Oldukça büyük bütçeli ve oyuncular çok iyi. Brad Pitt'in başrolünde olduğu filmin trailer'ını da siz değerli okuyucularımla paylaşmak istedim. Eğer henüz kitabı okumadıysanız ve okumayı düşünüyorsanız kitap yorumuna göz atabilirsiniz. :)

27 Mart 2013 Çarşamba

Oyun - Vadi (Das Tal - Das Spiel) / Krystyna Kuhn (Birinci Sezon)


    Uzun zamandır yorumunu yazmayı düşündüğüm bir kitaptı. Çok mükemmel mi hayır, ama ilgi çekici ve merak uyandırıcı olduğunu söyleyebilirim. Öncelikle adının Oyun olması almam için bir etken olmuştu. Daha sonra yayınevinin Pegasus olması yani büyük ihtimalle iyi olacağını düşündüm. Ve Almanların çok beğendiği bir yazar ve seri olduğunu öğrenince aldım. Aslında kişisel olarak seri kitapları sevmiyorum. Zira tam bir şeyler yakaladığımız anda küçücük bir oyunla her şeyi kursağımızda bırakmakla kalmayıp, söküyorlar. :\ Ama her nedense hep seri okuyorum ve bir anda en sevdiğim roman haline geliyorlar, çok acı.

   Kitapta benim anladığım kadarıyla iki önemli ana karakter var. İki kardeşin çektiği zorluk ve gizemli bazı olaylar çerçevesinde sıkışıp kalmış gibiler. Julia ve Robert Frost kardeşler. Kitap genel olarak Julia'nın çevresinde gelişiyor gibi ama arada Robert'da devreye girebiliyor.

    Olaylar genel olarak  Grace Koleji'nde başlıyor gibi gözüküyor ama aslında iki kardeşin geçmişide oldukça trajik. Her neyse Grace Koleji'ne giderler, farklı kişiliklerden birçok arkadaş edinirler. Aslında söylemek istemem ama bu romanda esas alınan her karakterin kendine has özel, gizemli ve tuhaf bir geçmişi var. Zaten kim Kanada'da dağların arasında bir koleje gider?

     Her neyse, kolejin öğrencileri gizemli mesajlar alırlar ve kayıkhanede gizli bir partiye giderler. İlk başta bu gizli partide herşey normal gibidir. Ama Robert'ın bir kızın Mirror Gölü'ne atlayıp, suya çekildiğini görünce o da suya atlar. Arkasından David onu kurtarmak için. Julia ise bunları öğrendiği anda kardeşi ve arkadaşını kurtarmak için bir kaç arkadaşıyla kayalıklara giderler. Robert ve David kurtulur ancak birinin suya atladığını gösteren hiçbir delil yoktur. Robert'a kimse inanmaz. Julia bile. Ama Benjamin sürekli kamerasıyla her şeyi kaydeden bir tiptir. Ve kamerası partide de daima açıktır.

    İlk başta bu hiç kimsenin aklına gelmez. Daha sonra Julia, Ben'e kamerasını sorar ve çektiklerini izlemeye koyulurlar. Birkaç kez izledikten sonra hala bir delil bulamazlar. Ve Julia'nın gözüne bir kare çarpar. Aslında olmayan bir saniyelik bir kare... silinmiştir.

    Birinin bir şeyler çevirdiği ortadaydı. Ama kimdi? Kitap bunların üzerine kafa yorduruyor. Ve okulda bir cinayet işlenmiştir. Angela Finder, partiden bu yana kayıptır ve onu hiç gören olmamıştır. Kitabı okurken bir dedektif gibi olayları irdelerken buluyorsunuz kendinizi. Bir cinayetin işlendiğine inanıyorsunuz ama kimin yapmış olacağı üzerine ihtimaller kafanızı kurcalıyor. Emin olun kitabın sonunda öyle bir kişi çıkıyor ki, gerçekten şaşırıyorsunuz.

   Onun dışında her kitapta belli başlı karakterler vardır, onlara ısınırsınız. Burada da Julia'nın peşini bırakmayan Chris var. İlk başlarda çok benimsememiştim ama daha sonra en sevdiğim karakterlerden biri oldu, kerata. :)

   Belli bir konuşmadan sonra Chris'in Julia'ya olan ilgisini bir küçük diyalogla göstermek isterim.

    Ona baktı. Chris'in bakışları ona çevrilmişti.
    ''Teşekkür ederim,'' diye fısıldadı.
    ''Şifremi bilmek istemiyormusun, Julia?''diye sordu Chris.

  Bu arada Julia, Chris'ten dizüstü bilgisayarını istemişti. Elbette Chris onu asla geri çevirmez. Bu arada bilgisayarının şifresi: Julia Frost...

   Eğlenceli, merak uyandırıcı ve akıcı bir kitaptı. Birkaç saat içinde kolayca okuyabileceğiniz bir kitap. Bağımlısı olmayacağınız ama seriyi takip edeceğinizden eminim. Yayınevi Pegasus'a teşekkürler. Kitaplikfarelerine uygun bir roman olduğunu düşünüyorum. Siz, değerli okuyucularıma da sonsuz teşekkürler!..

   
                
     Bu da ikinci kitabının kitap kapağı, ilk kitabı okuduktan sonra hemen alıp seriye devam edebilirsiniz.

23 Mart 2013 Cumartesi

Safkan (Pure) - Melez Sözleşmeleri Serisi (The Covenant Series-Book 2)/Jennifer L. Armentrout

 
   Bu seriyi ne kadar çok övdüğümü ve bağrıma bastığımı biliyorum. Ama bunda ne Aiden'ın ne de Alex'in imkansız aşkının payı var. Sadece Seth!.. Kitapta beni hiç sıkmayan, eğlendiren en mükemmel karakter. Safkan'da daha çok tanıma fırsatı bulduğum için çok çok çok mutluyum. Zira aciz ve çözümsüz karakterleri hiç sevmem. Özellikle Aiden gibi. Bu kitapta ondan biraz daha nefret ettim. Çünkü yarım akıllı Alex'in duygularıyla sürekli oynayacak. Onu umutlandırıp, tekrar bir şey olmamış gibi 'hayatına devam et' naraları atacak. Yok yasakmış yok öyle, yok böyle. However...

   Asıl konuya gelirsek Alex apolyon olmaya daha da yaklaşıyor. Seth'le biraz daha yakınlaşıyor. Ama Aiden'dan vazgeçemiyor. Bunun ne kadar yanlış olduğunun farkına varıyor ama birkaç dönüm noktası yaşamıyor değil. Kitabın adı ilk bakışta fazla bir mana barındırmasa da, okuduktan sonra taşlar yerine iyice oturuyor. Safkanları çok daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz. Olaylar Alex'i Catskills'e sürüklüyor. İyi bir nedenden olmadığını söylememe gerek yok. Konsey'e çağrılan Alex'i aslında pek de iyi şeyler beklemiyor. Sonuçta bir Melez, Safkanlar'ın arasındaysa ve üstelik şüpheli gibi davranılıyorsa durum kötüdür. Furiler üzerlerine bir lanet gibi salınıyorsa durum daha da berbattır.

     Dediğim gibi Aiden'dan vazgeçemese de, Seth'le yakınlaşıyor. Bu bir seçime dönüşüyor. Hatta Seth'le çalışmalarının birinde apolyon işareti kazanıyor ve Alex çok korkuyor. Salak saçma yöntemlerle izi silmeye bile çalışıyor. İkisi arasında geçen diyalog beni güldürmüştü. Seth, gerçekten inanılmaz renkli bir karakter. :)

        Uzanıp sağ elimi tutarken bana bilmiş bir bakış fırlattı. Elimi çevirdi. ''Hala orada.''
        Başımı öne salladım. ''Yıkayıp çıkarmaya çalıştım.''
        Seth irkilerek güldü. ''Yapma be Alex, yıkamakla çıkar mı hiç?''
        Yanaklarım kızardı. ''Evet, çıkmadığını artık biliyorum.''

     Gerçekten eğlenceli bir sahneydi. Ve daha fazlası var. Seriye başlamayanlara önerim; gecikmeyin, herkes  Melez Sözleşmeleri'ni okuyor. En atik ve adrenalini bol yayınevi DEX, yepyeni bir Dünya'yı sizlere sunuyor. Kaçırmayın, teşekkürler DEX!..

18 Mart 2013 Pazartesi

Sarışın Vampir No:1 (Thirst) - Christopher Pike

  
Tutkunu olacağınız ve soluksuz okuyacağınız yepyeni bir macera

Aşk, Tutku, Heyecan ve Gizem

Bir insanın bunların üçüne birden değil, sadece birine sahip olabileceğini anladım. Eğer birini seviyorsan korku ya da nefreti bilmezsin. Korktuğun zaman, sevgi ya da nefreti hissetmene imkân yok. Ve nefret ettiğindeyse, hayatında sadece nefret olur.

Beni döndürdü ve sert bir şekilde öptü. Kanımın onunkiyle karışmış tadını bir kez daha aldım. "Sonsuza kadar yaşamaya devam edeceğiz," diye yemin etti. "Sadece evet demen yeterli. Evet demek zorundasın." Duraksadı ve evime doğru baktı. Bir kez daha söylemesine gerek yoktu; anlamını biliyordum. Yenilmiştim.
"Evet."
Bana sarılarak, "Beni seviyor musun?" diye sordu.
"Evet."
"Yalan söylüyorsun ama önemli değil. Çünkü zamanla seveceksin. Beni sonsuza kadar seveceksin."
O gece zamanın tümü kaybolmuş, tüm sevgiler lekelenmişti.



Sayfa Sayısı: 584

Baskı Yılı: 2010


Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus
 
    Bu kitabın kapağını gördüğüm anda benim olmalı demiştim. Çünkü diğer vampir romanları gibi iç karartıcı gözükmüyordu. Hem bir arkadaşımın tavsiyesiydi, hemde vampir romanlarının içinde daha farklı bir konu işliyor olması tetikleyici bir rol oynamıştı. Evet, Sarışın Vampir nam-ı değer Thirst, tüm dünyada beğeniyle okunmuş bir kitap.YAY! Gerçekten adı çok olan ama en çok kullandığı ismi Alisa ya da vampir olmadan önce taa Hindistan'daki adı Sita, benim en favori vampirim oldu. İşte bu yüzden romanı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

   Alisa ya da Sita, ama ben genel olarak Sita diyorum, Dünya üzerindeki son vampirdir. Krişna'nın ona verdiği görev üzerine Yakşa tarafından vampire dönüştürülmüş herkesi yok etmiştir. Yakşa, Sita'yı vampire dönüştüren yegane şahıslarımızdan biridir. Aynı zamanda Sita'yla büyük bir geçmişide vardır. Bunu kitabı okuduğunuzda öğrenmenizi isterim, zira hayli şaşıracaksınız. Sita'nın tek işi Dünya üzerindeki son vampir olmakla sınırlı değil. Hem uzun hayatının, hemde büyük servetinin henüz 19 yaşında gibi görünen bir kızın nasıl sahip olacağı konusunu tırtıklayanların olması hayli olası bir durum. Ve bunu öğrenenlerin sonuda ölüm. Yine dedektif bir polisin dikkatinden kaçmayan bu büyük servet Sita'nın sorgulanmasıyla ortaya çıktı. Ancak dedektifin bilmediği şey; Sita'nın vampir oluşu. Ve kaçınılmaz son gerçekleşir, Sita dedektifi öldürür. Ama ardında sorular bırakarak ve.. oğlunu. Sita'nın çok dikkatini çeken Ray'e ulaşması uzun sürmez. Onu görmeden önce babasının bilgisayarındaki hakkında yürütülmüş bütün belgelerde olan aklı, Ray'le birlikte tamamen karıştı. Sorunlar bir çıktı mı asla bitmez. Sita'nın hayatı hep zor olmuştu, şimdi ise son vampir olmadığını ve Yakşa'nın hala yaşadığını öğrendiğinde tamamen değişir. Evet, belki Yakşa'nın yaşadığını öğrendiğinde biraz şaşırmıştı ama son vampir olup, Krişna'nın öğüdünü yerine getirmek gerekiyordu. Yoksa sonsuz lanet üzerlerine gelecekti.Yani ikisinden biri sonsuzluğa karışacaktı. Peki kim?

     Ama kim diye sizleri düşünmeye zorlayacak değilim. Zaten kitabın ana karakteri Sita olduğuna göre demek ki son vampir o olacak. Ama en karışık konu Sita'nın verdiği mücadele ve Ray. Yakşa'da Sita'yı bir zamanlar seviyordu ama konu Krişna olduğu için ve yapılması gereken bir görev olduğu düşünülürse Sita'yı öldürmeye mecburdu. Gerçi ilk saldıran o olmasaydı Sita ne yapardı, pek bilemiyorum. Hem zaten Yakşa'yı bile aşan olaylar türediğinden işler çığrından çıktı. Bu kitapta ölenlerin çeteresini tutmak mümkün değil. Ama bir çoğu Sita'nın derinden yaralanmasına neden olacak. Tabiki yaralancak kitapta aksiyonun dibine vuruyoruz ama sanırım kalbindeki yara pek geçecek gibi gözükmüyor. O her ne kadar Yakşa'ya karşı olsa da, vampire dönüştürdüğü için nefret etse de ona kalbinde bir yer ayırmayı başarmış. Zaten kitapta Sita, her zorluğu aşıyor fakat sevdikleri konusunda hep kaybeden taraf oluyor. Bilmiyorum ben okurken kendimi Sita gibi hissettim. Yani acılarını anlamak pek de zor olmadı.

       Çok beğenerek okudum, yani bir sabah elime aldım ve bir bakmışım ki akşama kalmadan bitmiş. Çok hızlı kitap okuyorum havası yaptığımdan değil, kitabın çok akıcı olduğunu vurgulamaktı asıl amacım. Christopher Pike, mükemmelin ötesinde bir yazar. Hint mitolojisine beni hayran bıraktı. Ve kitabı bitirdiğimde bu mitolojiyi araştırırken buldum kendimi. Yunan mitolojisi yerine farklı bir yaklaşım olmuş. PEGASUS Yayınevi'ne SONSUZ TEŞEKKÜRLER... Kitabın devamını bekliyorum!... Hani 4'ü olur, 5'i olur... Ve kitabın devamı için yayınevine duyurulur. :)


        

     

     

15 Mart 2013 Cuma

Divergent / Uyumsuz'un Castinden Haberler!!l



             Bir çok blog yazarı gibi beni de derindeeen yaralayan Divergent'in en hayran olunası karakteri Four'u oldu. Yani nerede mavi gözler? Oldu mu bu şimdi? Tamam, Theo James oyuncu olarak iyi bir seçim olabilir, ona hiç bir sözüm yok. Ama bence Four, ona hiç uymamış.Sadece kitabın adına uygun olmuş, gerçekten 'Uyumsuz'. Bu benim düşüncem, tabiki siz ne düşünürsünüz bilemiyorum kitaplık fareleri. :)  Ama ben artık bu yanlış cast seçimlerine hiç bir şey diyemiyorum.

  Bunlarda diğer karakterler için seçilmiş oyuncular. Onlara bir sözüm yok. :)

Apollyon - Jennifer Lynn Armentrout / The Covenant Series




       Sizleri çılgına çevirecek Melez Sözleşmeleri Serisi'nin 4. kitabı Apollyon'u takdim ederim. YAY! Gel Nisan, gel. :)

14 Mart 2013 Perşembe

Kördüğüm (Interwined) - Gena Showalter


Crossroads lisesine yeni gelen çocukta farklı bir şeyler var...

Çoğu on altı yaşındaki gencin arkadaşı vardır, Aden Stoneun ise zihninde yaşayan dört ruh var.

Biri zamanda yolculuk yapabiliyor.
Biri ölüleri diriltiyor.
Biri diğer insanları kontrol edebiliyor.
Biri de geleceği görüyor.

Herkes deli olduğunu düşündüğü için Aden tüm hayatını akıl hastaneleriyle ıslahevlerinde geçirmiştir. Fakat her şey kısa süre içinde değişecektir. Aden aylardır güzel ve gizemli bir kıza dair hayaller görmektedir. Bu kız onu ya kurtaracak ya da mahvedecektir.

Birlikte entrika ve tehlike dolu bir dünyaya adım atarlar...
Ama herkes hayatta kalacak kadar şanslı olmayacaktır.

"Elimden bırakamadım.
P.C. CAST Gece Evi serisinin yazarı

   Yazarın, Karanlığın Efendileri serisini çok beğenerek okumuştum. Henüz Kördüğüm'e başlayıp başlamama arasında kaldım. Yani okumayı planladığım kitap yığınımın bir parçası olmuş durumda. :) Pegasus Yayınevi'ne teşekkürler, zira Gena Showalter'la bizi tanıştıran o oldu.

13 Mart 2013 Çarşamba

Everbound (Everneath (Yerkara) # 2) - Brodi Ashton

 
  Brodi Ashton'ın Everneath serisi tüm hızıyla devam ediyor. İlk kitabını beğendim, tabiki birkaç eksiklik gözüme çarpmakla kalmayıp çıkardı ama olsun. Yine bu seriye beni bağlayan kötü çocuk Cole oldu. Ondan bir türlü nefret edememiştim. Nikki'yi kendi amaçları doğrultusunda kullanmış olsa bile. Ben kitaplık faresiyim, okumakla kalmayıp ikinci kitabını da kemirdim. Mitolojiyi seviyorum, özellikle Persephone ve Hades hikayesini. Neden bilmem hep Hades kötülenir durur. Sonuçta mitolojik bir tanrı, işinin ölümle ilgili olması onun suçu mu? Neyse ben yorumuma devam edeyim, yoksa Brodi'yle aram bozulabilir :) Bu da bir YA kitabı. Yani sizi yine ele geçirecek.

    İlk kitaptan hatırlayacağınız üzere Jack kendini tünellere kurban etmişti. Hemde Nikki'yi kurtarmak için. Tabiki unutmuyorum ikisinin Cole'u öldürmeye çalışmalarını. Her neyse, Jack her gece Nikki'nin rüyalarına giriyor ve sanırım pek de iyi bir durumda da değil. Nikki, Jack'in onun borcunu üstlendiği için suçluluk duyuyor. Kesinlikle suçluluk duymalı, onun kararının bedelini Jack'in ödemesi bencede yanlıştı. Ama kitabın konusu bu. Jack, hayallerini kaybetmiş, şaşkın ve ziyan olmuş bir halde Nikki'nin suçluluğunu kat be kat arttırıyor. Bildiğiniz üzere Cole'da Nikki'yi kraliçe yapmak istiyordu ve hala istiyor. Zaten suçluluk duyan Nikki, Cole'un teklifini kabul eder: Yerkara'ya gidecek ve Cole'un kraliçesi olacak. Böylece Jack, tünellerden kurtulacak. Kötü çocuk Cole böyle işte.

  Ve daha ölümcül olan Everneath yolculuğuna çıkan Nikki ve Cole tahmin etmedikleri zorluklarla karşılaşacak. Everneath'e giden Nikki, Jack için verdiği sözü tutmak zorunda. Bu fedakarlık evet ama sonuçta Nikki'nin de bir bedel ödemesi gerekiyordu.

  Yani aşk için yapılabilecek her türlü fedakarlık bu kitapta daha da zorlu olacak. Jack için üzülüyorum ama ben Cole'u nedense seviyorum. Saman sarısı saçlarını da :) Ve Nikki'nin nasıl anlamadığına hala şaşıyorum. Cole, Nikki'yi seviyor. Tek amacı Yeraltı dünyasını ele geçirmek değil.

Küçük ama açıklayıcı bir alıntıyı paylaşmak isterim. Cole ve Nikki arasında geçen bu diyalog beni hayli mutlu etti. Neden bilmiyorum yazarken bile yüzümde tuhaf bir sırıtma var. Sonumuz hayır olsun. :)

Yanaklarımdaki sıcaklık büyüdü.''Hala çalışıyor olamaz.''
 ''Beni asla durduramaz.''Beni göremediğini bildiği halde ''Ama.. bütün bunlar.'' Bana, etrafta bir bakış attı.''Biliyorum, hepimiz bu işi Jack'i kazanmak için yapıyoruz.''
 
 Bu küçük alıntının devamı oldukça karışık ve ilginç bir konuşma hali alıyor. İçinize kurt düşürmenin rahatlığıyla sizin çevireceğiniz bir alıntı daha paylaşıyorum.
 
      There was this incredibly tense moment, and I wished I could see Cole’s face. But then I felt him relax against me. “And then you’ll just run away again, and I’ll have to find another way to impress you; and that, Nikki Beckett, is the eternal loop.”

    Burada sinsi sinsi gülümsemekten başka bir şey yapmıyorum. Cole, asla vazgeçmeyecek. Nikki'den..

     Umarım fazla beklemeden Everbound'la kaldığımız yerden devam ederiz. Çok mükemmel olmasa bile okunabilirtesi yüksek. Bizde puanlama yok. Maalesef spoiler içerir. Okumayanlar için iştah kaçırabilir ya da arttırabilir. :) Everbound, Yerkara serisinin ikinci devam kitabıdır. DEX'in bizi çok fazla bekletmeyeceğini biliyorum ama.. Dayanamıyorum işte, DEX elini çabuk tut. Kitaplık faresi sabredemiyor!

10 Mart 2013 Pazar

Eşleşme ( Matched) - Ally Condie

Sizce kusursuz bir yaşam mümkün olabilir mi?

Kimi seveceğinize, nerede çalışacağınıza, hatta ne zaman öleceğinize başkalarının karar verdiği bir dünya düşünün.

Bu dünyada uzun bir hayata, harika bir işe, ideal bir eşe sahip olmak için neredeyse hiçbir bedel ödemeniz gerekmiyor çünkü tüm seçimleri sizin adınıza görevliler yapıyor. Üstelik hepsi kusursuz seçimler.
Tüm hastalıkların tedavi edildiği, insanların uçan trenlerle seyahat ettiği, eşleşme yoluyla eşsiz evliliklerin, ailelerin ve nesillerin yetiştiği böylesi mükemmel bir dünyada, Toplumun tüm üstün güçlerine ve kontrolüne rağmen mevcut sistem çatırdamak üzere

Cassia'nın yapay bir cam fanus içerisinde yaşadıklarını idrak etmesi uzun sürmüyor. Toplumun ona sunduğu mükemmel dünyanın tüm nimetlerine sırt çevirmeye hazır. Kalbinde hissettiği aşkın gücü ve özgürlük için göstereceği cesaret onu yeterince güçlü kılmaya yetiyor. Ama Topluma başkaldırabilmek ne yazık ki mümkün değil. En azından şimdilik

Çevrildiği her dilde çok satanlar listesine girmeyi başaran Eşleşme, hayalin gerçekle, geçmişin gelecekle iç içe geçtiği fantastik bir dünyada yaşanan etkileyici bir aşk ve uyanış öyküsü anlatıyor.


       Matched, gerçekten türünün en iyilerinden. Sizi yormuyor, aksiyon veya adrenalin yerine özgürlük kavramını birlikte aramaya davet ediyor. Ben kitabı okurken ister istemez Queen'den ''I want to break free'' şarkısı aklıma gelip durdu. Gerçekten hayatınızda bulunan bulunmayan, olacak ya da olmayacak her şeye kendinizin karar verebilmesi önemlidir. Bu kitapta böyle bir şey olsa lütuf derdim. Kitabın tanıtımından yola çıkarsak ne demek istediğimi zaten anlayacaksınız. Ve diğer bloglarda da kitabın ne kadar çok beğenildiğini söylemeye gerek yoktur.

    Her neyse, Cassia Reyes on yedi yaşına yeni girmiş, bir erkek kardeşi ve ailesiyle yaşayan sıradan bir kız. Onu da diğer kitaplardan ayıran tarafı bulunduğu toplum (ki ben bunu Uyumsuz'a da benzettim). Her gün ikinci okul'a gitmek zorunda diğer yaşıtları gibi. Gelecekte yararlanabileceği bir ek işe ihtiyacı olduğu için bu okula gidilmesi zorunlu. Bunun dışında günlük sorumlulukları da oldukça ağır. Yani bütün bu düzeni kurallara ve yaptırımlara dayatan kurumun adı Society, günlük yapılması gereken her şeye çoktan karar vermiş, yapılmasını bekler şekilde duruyor. Eğer bu düzene uymaz veya eksik kalırsa toplumun bir alt sınıfı olan Aberration'a düşürülüyorsunuz.
          
      Ama kitapta birçok şeyi daha iyi kavramamızı ve karakterlere daha çok yoğunlaşmamızı sağlayan olay kitabın adından da anlaşılacağı üzere Eş Seçimi. Diğer tüm kızlar gibi heyecanlanan Cassia, tabiki kimle eşleşeceğini merak ediyor. Tören günü gelip çatıyor. Dev ekranda Cassia'nın resminin yanında hiç yabancı olmadığı aksine yakın arkadaşı Xander'in resmi beliriyor. Genelde eşlerin birbirinden uzak yerlerden olması gerekirken Cassia'nın ki en yakını. Eşini iyi tanıması için tören sonunda Cassia'ya içinde mikrokart bulunan gümüş kutu veriliyor. Eve gittiğinde kutuyu açtığında ilk önce Xander'ın yüzü beliriyor ardından işte bir bomba daha.. Ky Markham. Ky'da Cassia'nın çocukluk arkadaşı ama o bir aberration yani şöyle demek gerekirse sapmış. Teyzesi tarafından evlat edinilmiş Ky'ın hayatı hem çok duygusal hemde gerçekten zeki olduğunu keşfediyorsunuz. Kısacası Ky'ın hayatı beni en çok etkileyen yerlerdendi ve ona sempati duymamam mümkün değil.

     Kitapta Ky ve Cassia'nın yasak ve yavaş yavaş gün yüzüne çıkan aşklarına kapılıveriyoruz. Aslında ben böyle bir aşkı beklemiyordum, çünkü yazar bunu daha sonra farkına varmamızı istediğinden sonraları öğrendim. Yüzümün ifadesi oldukça sinsiceydi. Yazarın hakkını yememek lazım, oldukça etkileyici bir kalemi var. Özellikle Cassia'nın büyük babasının ona ölmeden önce verdiği o gizli şiirin etkisi hala üzerimde. Zaten bu detaylar değilmidir, okuyucuyu bağlayan. Bu arada şiir Dylan Thomas'ın 'Do not go gentle into that good night' adlı şiiri. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

       Ky ilginç bir karakter. O bu düzene karşı ve Cassia'nın da gözünü açan bir nevi o ve aralarındaki yasak aşk. Neden böylesine bağlı kaldıkları bir düzen var, neden karşı koyamıyorlar? Cassia'nın sahip olduğu birçok şeyi aşkı uğruna bırakabileceğini ve özgürlük kavramının nasıl bambaşka boyutlara taşındığına hayran kalacaksınız. Yazar gerçekten de takdire şayan bir eser çıkarmış. Yani okuduğunuzda bir şeyler elde ettiğinizi, o akıp giden saatlerin ne uğruna harcandığında gerçekten çok çok mantıklı bir sebebiniz oluyor: elimizdeki kişisel özgürlüğün.

       DeliDolu Kitap'a, bizi böyle bir roman üçlemesiyle tanıştırdığı için bizzat ben kitaplikfaresi, çok teşekkür ediyorum.

     Bunlarda serinin devam kitaplarının kapakları. Gerçekten konu bakımından uyumlu olmuş. :)


8 Mart 2013 Cuma

Tanrı - Ön Okuma (The Covenant Series Book # 3 Deity (Pre-Reading)) - Jennifer L. Armentrout


 İçindeki karanlıkla yüzleş!

Akit’in kuralları Alex’i neredeyse ölüme gönderiyordu. Konsey onun Catskills’de ne yaptığını öğrenseydi, onu kimse kurtaramazdı, tabii Aiden’ı da. Furiler, Alex’in peşindeydi, şimdi de onu ele geçirmek isteyen başka güçler var.

Alex sürpriz bir mektup alıyor, yazanlar karşısında ne yapacağını bilemiyor ve Seth’le gittikçe daha da yakınlaşıyor. Birlikte yaptıkları antrenmanlardan biri Alex’in bir Apollyon işareti daha kazanması ile sonlanıyor ve bu Alex’i bir adım daha Uyanmaya yaklaştırıyor.

Alex’in doğum günü yaklaştıkça sanki etrafındaki tüm dünya paramparça oluyor; geleceğin Apollyon’u aşk, kader ve yalanlar arasında sıkışıp kalıyor.

Tanrılar öfkelerini serbest bırakınca yaşam geri dönülmez bir şekilde değişecek. Furiler, İblisler, Safkanlar, Melezler ve Avcılar hiç beklenmedik bir geleceğe hazırlanıyor. Tarih tekerrür ediyor fakat bu defa işler, pek de iyi gitmiyor.

Melez Sözleşmeleri serisi, Melez ve Safkan’dan sonra Tanrı ile devam ediyor.

     Kitap çıktı çıkmasına ama benim içimi bir heyecan kapladı. Okumak için sabırsızlanıyorum, Jennifer bizi yine mahvedecek bunu biliyorum...


Ejder Ateşi (Firelight Series Book #1) - Sophie Jordan


   EJDER ATEŞİ GİZLİ BİR GERÇEK EZELÎ DÜŞMANLAR LANETLİ BİR AŞK

Jacinda bir drakidir… Ejderha soyundan gelen ve en büyük savunma gücü insana dönüşmek olan bir ırka mensuptur. Küçük yaştan itibaren özel yeteneğiyle göze çarptığını ve her hareketinin izlendiğini bilse de, özgürlük onun için her şeyden önemlidir. Halkının en kutsal kuralını çiğneyince hayatı tehlikeye girer ama Will isimli yakışıklı bir yabancı sayesinde kurtulur…
Fakat bu yabancı onun türünden olanları avlamaktadır.

Ailesiyle insanların arasına kaçan Jacinda çevresine uyum sağlamaya çalışır. Tek tutunabileceği dal, içindeki drakiyi canlandıran Will’dir. Karşı konulamaz bir şekilde ona kapılsa da Jacinda, onun avcı olduğunu bilmektedir. Ondan uzak durması gerekmektedir ama içindeki draki yavaş yavaş öldüğü için en tehlikeli düşmanıyla yakınlaşmayı bile göze almıştır.

Efsanevi güçler ve nefes kesici bir romantizm, tüm beklentileri aşan ve sevgisi kadim bir uçuruma köprü ören bir kızın öyküsünde can buluyor.

“Muhteşem ve ustaca yazılmış! O kadar büyüleyici bir dünya ki hiç terk etmek istemeyeceksiniz!”
—Kerrelyn Sparks

“Jordan heyecan dolu, doğaüstü bir yasak aşk ve tutkuyu anlatıyor. Jacinda tıpkı hikâyesi gibi güçlü ve yürekli.
Okurlar bu nefes kesici romanı bir solukta okuyacak. Muhteşem bir serinin başlangıcı olan Ejder Ateşi’ni kaçırmayın.”
—Romantic Times

Nightshade Series (Silüet Serisi) - Andrea Cremer (Kitap Kapakları)





7 Mart 2013 Perşembe

Ejder Ateşi (Firelight Series Book #1) - Sophie Jordan


Sophie Jordan'ın Firelight kitabı 15 Mart 2013'te Pegasus Yayınevi tarafından satışa sunulacak. Öncelikle belirtmeliyim ki kitap kapağı mükemmel.  Diğer kitap kapaklarıda aynı derece güzel. Kitabın yorumuyla yakında görüşmek üzere..
  
   

6 Mart 2013 Çarşamba

Kitap Kapakları!! # Yepyeni ve En iyi #



Sweet Evil (The Sweet Trilogy #1) by Wendy Higgins

                                                                                                             

          Genelde melek ve şeytan konulu romanları pek sevmem. Çünkü inandırıcı mı desem, yoksa bu iki grubu birbirine yakıştıramıyorum mu desem, bilemiyorum. Hala bu seriye başladığım için ikilemdeyim. Zira seriyi takip edecek iki kitap için şüphelerim var. Yani bir fiyasko olacak diye korkuyorum.

       Bu kadar ön yargı, beklenti ve karamsarlığı bırakalım. Zaten Anna'da bunlar bolca var (özellikle karamsarlık). Anna Whitt'le tanıştırayım sizleri: Kendisi onaltı yaşında, bazı tuhaflılarla dolu bir tipik lise öğrencisi. O'nun altıncı hissi doğuştan aşırı gelişmiş. İnsanların duygularını görebiliyor ve hissedebiliyor. Karamsar ve içine kapanık biri olduğu için tek arkadaşı Jay. İşte her şey normal görünüyor, hani bu tuhaflıkları saymazsak. Jay'in dinlemeyi sevdiği bir grubun konserinde benim dahil, Anna'nın dikkatini çeken bir çocuk çıkıveriyor: Kaiden Rowe. Mavi gözleri ve zıttı kahverengi saçlarıyla yeterince ilgi çekmiyormuş gibi, bir de gizemli ve tehlikeli bir tarafı da var. Kaiden grupta baterici, sadece ben ve Anna'nın değil, diğer kızları da etkilediği için sinir olmuyor değiliz. İşte bu sebepten dolayı kızların tuvaletteki konuşmalarına maydanoz olan Anna, Kaiden'ın hakkında yalan söyleyiveriyor. Daha sonra Kaiden'la sahne arkasında karşılaşan Anna, onun garip soruları karşısında oldukça bunalıyor ve güç bir duruma düşüyor. Yine farklı bir şeyler öğreniyor; kokuları ve sesleri de çok iyi duyabiliyor. Demiştim bu kızın altıncı hissi dışına vurmuş.

      Melek ve şeytan bunun neresinde derseniz, Anna, bir nephilim. Yani o melek de değil, tam olarak şeytan da.Onun soyu yeryüzüne düşmüş olan meleklerden geliyor. Annesi doğumda ölmüş, babası ise hapishanede. Genelde anneleri melek, babaları şeytan olan bu çocuklar (sonları hayır olsun) annelerini doğumda kaybediyorlar. İşte fark da burada Anna'nın annesinin melek oluşu. bu onu diğer nephilimlerden ayırıyor. Diyeceksiniz ki bu kızın yarı şeytan olması gerekmez mi? Haklısınız da, Anna nihai iyi bir kız. onun melek tarafı her zaman kötü tarafı dengelemiş. Ama bu onaltı yaşında bir keramet var, hatırlayacağınız üzere The Secret Circle'da da bu muhabbet dönüyordu. Kısacası Anna, mirasını keşfediyor ve Kaiden Rowe onun iradesini test ediyor. Çünkü onun babası Şehvet Dükü. İnsanların kötü şeyler yapması için kışkırtan taraf ve insanların vücutlarınıda ele geçirebiliyor. Ama melekler burada devreye giriyor, koruyucu melekler insanların doğru kararı verebilmesi çin direnen ve teşvik eden tarafı oynuyor. Yani Kaiden'da bir nephilim. Anna'nın nephilim olup olmadığı konusunda ön ayak olan Kaiden'ın ne yapacağı belli olmaz. Anna'nın doğumunu bile hatırlaması çok ilginç bir detay ve şeytani çocuğumuzun önerdiği Patti'yle konuştuktan sonra öğrendi zaten o ilginç mirası.

       Kitabı beğendim ama Anna'nın karamsarlığı çok fazla. Sıkmıyor ama yinede sinir bozucu. Gerçi kim böyle bir soydan geldiğini öğrense herhalde olacağı durum bu. Bir de tuhaflıkları konusu var. Ama Kaiden'ın umursamazlığı, alaycılığı, çekiciliği kitapta oldukça büyük bir yer edinmiş.Aralarındaki ilişkiyi tarif etmekte oldukça güç. Kitapta öyle bir yerde bitiyor ki, siz boşlukta kalıyorsunuz. Ve ikinci kitap için heyecanlanıyorum! Bilmiyorum ama beğendim.Umarım sizlerde beğenirsiniz, gerçi bizler böyle karakterleri seviyoruz. Ve Goodreads puanı 4,23.

                                                                                    
     

5 Mart 2013 Salı

Sıcak Bedenler (Warm Bodies) / Isaac Marion

  
      Sıcak Bedenler(Warm Bodies) zombilerle ilgili, aman iğrenç deyip geçilecek bir kitap değil. Evet, vahşice.. Evet, insanla besleniyorlar, özellikle beyin yemeye karşı bir zaafları var (ihtiyaç). Ama zombilerin bakış açısıyla hiç baktığımızı düşünmüyorum. Acaba onlar nasıl hissediyor, ya da hissedebiliyorlar mı? İşte kitap tam burada beni yakaladı. Bir zombinin hatırlarını arayışı, insancıl tavırları, şöyle söylemek gerekirse yeniden insana dönüşüm hikayesi gibi.

      Zombi R, bizim bakış açımız. Yani asıl karakterimiz. Diğer zombilerle bir havaalanında yaşıyor. İnsan yiyor, daha önce dediğim gibi beyin yemeyi seviyor, insanların hatıralarını kendi hatırlarıymış gibi hissediyorlar. Zombi R, diyoruz çünkü 'hastalık'tan dolayı geçmişine dair hiçbir şey hatırlamıyor, tek bildiği 'R'li bir şeyler olduğu. Tedavisinin ya da bu hastalıktan kurtulmanın mümkün olmadığını düşünüyor. Ben onun bu hallerine çok üzüldüm, kendinizi onun yerine koyuyorsunuz. Sonuçta hastalığa yakalanan kişiler kötü değil, hep onlar öldürülüyor. Evet, kimse zombi saldırısına uğramak istemez ama onlar bunu kavrayamıyorlar, hayatta kalmaya çalışıyorlar. Neyse, yine böyle bir sağ kalanlara saldırdıklarında  zombi R'yi diğer öldürdüğü insanların geçmişinden daha çok etkilendiği birinin anılarıda kendini sarsılmış buluyor. Bu kişi Perry Kelvin adında genç bir adam. Kız arkadaşı Julie'yle ilgili anıları R'yi çok fena sarsıyor, Julie'yi ölmekten kurtarıp, kendi evinde saklıyor. Biraz mide bulandırıcı olsa da Perry'nin beyninden kalan parçaları saklamış, arada sırada tekrar onun anılarında gidip, geliyor. Bir kaç gün evinde sakladığı Julie, zombi R'nin onu kurtarması ve davranışlarıyla farklı buluyor. Zaten öyle değil mi? Kaç zombi birini yemek yerine onu kurtarıyor ki? derken, zombi R hissetmeye başlıyor, Julie'ye aşık oluyor. Gerçekten bir şeyler değişiyor ve R bunun farkında ama o yine de hasta. Julie ise kalan sağlardan. Tekrar diğer sağların yanına dönüyor. Zombi R, arkadaşı zombi M'deki değişiklikleride farkedince tekrar Julie'ye ulaşmaya karar veriyor. Kıyamet senaryolarından en güçlü olanlarından zombiler artık hayatımızda bir yer edinmiş durumda. Benim bu kitabı beğenmiş olmamdaki bir diğer sebep hasta olanlar ile sağ olanların nasıl hissettiği ya da nasıl yaşadığı konusuna çok iyi bir şekilde değinilmiş olması. R'nin ve diğer hastalık taşıyanların yeniden insana dönüşmesi için yanıp tutuşacaksınız!...Romanın anlatımı ve ustaca oluşturulmuş sözler sizi çok fena etkileyebilir. Ayrıca zombilerin hastalığı nasıl yenebilecekleri olayı gerçekten şaşırtıcı.
  Bu kitabı bizlerle buluşturan yayınevi DoğanKitap'a sonsuz teşekkürler... Yakında gösterime girecek filmini izlemek için de gün sayıyorum! İyi okumalar... Ya da izlemeler bilemedim, filmi de çok güzel. :)

2 Mart 2013 Cumartesi

Onyx - Lux Series Book 2 / Jennifer L. Armentrout

   Evet, evet... Beklediğiniz Onyx yorumumla yeniden karşınızdayım kitap farelerim. Hepimizin ''I want you!.'' diye seslendiğimiz sevgili uzaylımız Daemon ve Kediciğine bir kitap kadar uzağız. Yakında Türkçe edisyonu DEX'ten çıkacak, lakin ben sabırlı biri olmadığım için orjinal versiyonunu alıp, okudum. Çok çok bayıldım, ağzımın suları aktı.... Bilmiyorum daha neler oldu ama mükemmel, mükemmel. Yani tempo hiç düşmüyor !
  
   Onyx'te o öküz Daemon bir melek uzaylı kadar sakin ve inanılmaz ama kibar. Çiçekler, hediyeler adeta Katy'i el üstünde tutuyor. Ama ilk kitaptan hatırlayacağınız olayların ikisi arasında bir bağ kuruyor ve tüm bu jestler, iç güdüsel korumaların sebebinin bağ olduğunu düşünüyor Katy... Tıpkı kardeşi Dee'yi koruduğu gibi. Neyse Katy böyle düşüne dursun  şahsen Daemon'ın ben bu hallerine bittim. Yani hala aralarındaki ilişkiyi adlandırmak zor, beni bile ikilemde bırakıyorlar. Hımm, asıl konuya gelirsek yeni bir karakter daha çıkıyor karşımıza Blake.. Daemon'ı çılgına çeviren o çocuk.. Sanırım Katy'e yakın davranmaya başlayana kadar o sessiz Blake'i kimse fark etmemiş. Üstelik onun da tuhaf bir sırrı var. Gerçi buradaki karakterlerin hiçbiri normal olmadığı için tuhaf demek yanlış. Herneyse Daemon'ın bu çocuğa takmadığı isim mi, yapmadığı pislik mi kalmadı. Rezil Daemon, çok ayıp!.. Yani kitabın bu bölümlerini okurken hem keyif aldım (aptal aptal sırıttım) hem de Daemon'ın bu hallerine mum gibi eridim. Daemon'ın bu yönü yani kıskanç tarafı korumacı ve aşağılayıcı yönünden daha beter.

        Katy'de de tuhaf şeyler başlıyor. Daemon'ı hissedebiliyor, ufak tefek uzaylı yetenekleri yapabildiğini keşfediyor ve o bu durumdan korkuyor. Kedicik işte...

    Tüm bunlar hoş diyorsunuz, ama biliyorsunuz ki bu grubun olduğu yerden bela eksik olmaz.. Hemen karşınıza DOD'u sunuyorum... Dawson ve Bethany'nin kayboluşundan bile sorumlu DOD. Katy'de Daemon ve onun keşfedilmesinden korkuyor. Ama aynı zamanda yeni bilgiler gün ışığına çıkıyor Dawson'la ilgili. Belki hala yaşıyor olabilir.
   
Sizlere küçük bir alıntı, umarım düzgün çevirebilmişimdir.
        Daemon tabloya yaslandı.''Yani bunun ne olduğunun bir önemi yok.''
    ''O zaman nedir Daemon?''Gözlerimdeki hüsranım yaşlarla iniyordu.''Neden şimdi, neden üç ay önce aynı havayı solumaya bile tahammül edemedin?Aramızda bağ var. Mantıklı olan tek şey bu.''
  
  Anlaşılacağı üzere Katy olan biten her şeyi bağdan kaynaklandığını sanıyor ama dahasıda var ve Jennifer'a hep daha fazlası için yalvaracaksınız!..

    Yani bu kitapta da kendinizi heyecanın, adrenalinin, kıskançlığın :), sırların ve hiç beklenmeyen ihanetlerin ortasında bulacaksınız. Jennifer bizi Lux' a götür diye yalvaracaksınız ya da bir Daemon'ı da bize ışınla gibi cümleler..  En yakın zamanda ülkemizde görmekten mutluluk duyacağım ve Türkçesini okumak için de sabırsızlanıyorum. Her şeyden önce bize bu kitapları okutturacak olan DEX'e sonsuz teşekkürler. Haa, spoiler içerir. YAY! :) Daemon'a olan sevgimi başka nasıl ifade edebilirim, bilmiyorum...
 Ama bekleyemiyor, ingilizcesini de okumak istiyorum derseniz e-book olarak satın alıp, okuyabilirsiniz. Tabiki iyice araştırın, ben çoğu kitabı e-book olarak okuyorum, bilginize..


                Bu arada Obsidian'ın net olmasa da çıkış tarihi DEX'ten paylaşıldı. Nisan'ın sonu gibi satışa sunulacağını açıklayan DEX, bu haber karşısında dur durak bilmeyen Daemon severlerin duygu seli altında ezilmekten son anda kurtuldu. :)    Ve Daemon, en tatlı troublemaker...
      

1 Mart 2013 Cuma

Silüet ( Nightshade) / Andrea Cremer

 
    
  Sürüsünü kontrol edebilirdi belki ama kalbine bir türlü  söz geçiremiyordu.

Tanıtım
Calla Tor her zaman kaderini bilmişti: Mountain School'dan mezun olduktan sonra seksi alfa kurt Ren Laroche ile evlenecek ve onunla yan yana sürüsünü yönetecekti. Keepers için kutsal alanları koruyacak ve takımlarına hükmedecekti. Ama efendisinin kurallarına dışarıdan gelen güzel bir insanı korumak için ihanet ettiğinde, Calla kaderinin, var oluşunu ve çok bildiği dünyanın özünü sorgulamaya başlar. Calla her şey-kendi yaşamı dahil- kaybedecekti. Yasak aşk son bir fedakarlığa değer miydi?