27 Mart 2013 Çarşamba

Oyun - Vadi (Das Tal - Das Spiel) / Krystyna Kuhn (Birinci Sezon)


    Uzun zamandır yorumunu yazmayı düşündüğüm bir kitaptı. Çok mükemmel mi hayır, ama ilgi çekici ve merak uyandırıcı olduğunu söyleyebilirim. Öncelikle adının Oyun olması almam için bir etken olmuştu. Daha sonra yayınevinin Pegasus olması yani büyük ihtimalle iyi olacağını düşündüm. Ve Almanların çok beğendiği bir yazar ve seri olduğunu öğrenince aldım. Aslında kişisel olarak seri kitapları sevmiyorum. Zira tam bir şeyler yakaladığımız anda küçücük bir oyunla her şeyi kursağımızda bırakmakla kalmayıp, söküyorlar. :\ Ama her nedense hep seri okuyorum ve bir anda en sevdiğim roman haline geliyorlar, çok acı.

   Kitapta benim anladığım kadarıyla iki önemli ana karakter var. İki kardeşin çektiği zorluk ve gizemli bazı olaylar çerçevesinde sıkışıp kalmış gibiler. Julia ve Robert Frost kardeşler. Kitap genel olarak Julia'nın çevresinde gelişiyor gibi ama arada Robert'da devreye girebiliyor.

    Olaylar genel olarak  Grace Koleji'nde başlıyor gibi gözüküyor ama aslında iki kardeşin geçmişide oldukça trajik. Her neyse Grace Koleji'ne giderler, farklı kişiliklerden birçok arkadaş edinirler. Aslında söylemek istemem ama bu romanda esas alınan her karakterin kendine has özel, gizemli ve tuhaf bir geçmişi var. Zaten kim Kanada'da dağların arasında bir koleje gider?

     Her neyse, kolejin öğrencileri gizemli mesajlar alırlar ve kayıkhanede gizli bir partiye giderler. İlk başta bu gizli partide herşey normal gibidir. Ama Robert'ın bir kızın Mirror Gölü'ne atlayıp, suya çekildiğini görünce o da suya atlar. Arkasından David onu kurtarmak için. Julia ise bunları öğrendiği anda kardeşi ve arkadaşını kurtarmak için bir kaç arkadaşıyla kayalıklara giderler. Robert ve David kurtulur ancak birinin suya atladığını gösteren hiçbir delil yoktur. Robert'a kimse inanmaz. Julia bile. Ama Benjamin sürekli kamerasıyla her şeyi kaydeden bir tiptir. Ve kamerası partide de daima açıktır.

    İlk başta bu hiç kimsenin aklına gelmez. Daha sonra Julia, Ben'e kamerasını sorar ve çektiklerini izlemeye koyulurlar. Birkaç kez izledikten sonra hala bir delil bulamazlar. Ve Julia'nın gözüne bir kare çarpar. Aslında olmayan bir saniyelik bir kare... silinmiştir.

    Birinin bir şeyler çevirdiği ortadaydı. Ama kimdi? Kitap bunların üzerine kafa yorduruyor. Ve okulda bir cinayet işlenmiştir. Angela Finder, partiden bu yana kayıptır ve onu hiç gören olmamıştır. Kitabı okurken bir dedektif gibi olayları irdelerken buluyorsunuz kendinizi. Bir cinayetin işlendiğine inanıyorsunuz ama kimin yapmış olacağı üzerine ihtimaller kafanızı kurcalıyor. Emin olun kitabın sonunda öyle bir kişi çıkıyor ki, gerçekten şaşırıyorsunuz.

   Onun dışında her kitapta belli başlı karakterler vardır, onlara ısınırsınız. Burada da Julia'nın peşini bırakmayan Chris var. İlk başlarda çok benimsememiştim ama daha sonra en sevdiğim karakterlerden biri oldu, kerata. :)

   Belli bir konuşmadan sonra Chris'in Julia'ya olan ilgisini bir küçük diyalogla göstermek isterim.

    Ona baktı. Chris'in bakışları ona çevrilmişti.
    ''Teşekkür ederim,'' diye fısıldadı.
    ''Şifremi bilmek istemiyormusun, Julia?''diye sordu Chris.

  Bu arada Julia, Chris'ten dizüstü bilgisayarını istemişti. Elbette Chris onu asla geri çevirmez. Bu arada bilgisayarının şifresi: Julia Frost...

   Eğlenceli, merak uyandırıcı ve akıcı bir kitaptı. Birkaç saat içinde kolayca okuyabileceğiniz bir kitap. Bağımlısı olmayacağınız ama seriyi takip edeceğinizden eminim. Yayınevi Pegasus'a teşekkürler. Kitaplikfarelerine uygun bir roman olduğunu düşünüyorum. Siz, değerli okuyucularıma da sonsuz teşekkürler!..

   
                
     Bu da ikinci kitabının kitap kapağı, ilk kitabı okuduktan sonra hemen alıp seriye devam edebilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder