27 Ağustos 2013 Salı

- Thirst - Sarışın Vampir: Ölümün Gölgesi No: 4 / Christopher Pike

 
   Umarım hep böyle über ötesi haberler almaya devam ederim. Şimdi Thirst yani nam-ı değer Sarışın Vampir Sita, 4. kitabı Ölümün Gölgesi ile kaldığı yerden tam gaz devam ediyor.

Vee.. 02 Eylül'de rafların tozunu attırmaya geliyor!!

 Pegasus sana ne kadaaaar teşekkür etsem azdır. Çok bekledim ama çok sevindim yahu! :) Benim favori vampirimin Sita olduğunu bilmeyen yoktur herhalde!.. Eğer hala seriye başlamadıysanız hemen başlayın bu vampir serisinde nefes almaya bile vaktiniz olmayacak! Heyecan, aksiyon ve daha bir çok şey sizleri bekliyor.

22 Ağustos 2013 Perşembe

APOLLYON geliyoooor!!

    
     Bir an kalbime inecek sandım! Şu haberin güzelliğine, şu kitabın kapağına bakın yahu.. Ben hiç bir haberi böyle beklememiştim. DEX inanılmazsınız! :))

  (Şşştt.. Size bir sır vermek gerekirse ki Seth severler sevinebilir.. Seth için bir umut ışığı görmüş olabilirmiyim? Ah, tabiki eveet. )


APOLLYON!

Kaderle oyun oynanmaz..

Alex bugüne dek iki şeyden çok korktu: Uyanış’ta kendini kaybetmek ve İksir’e maruz kalmak. Ancak bazen aşk kaderden daha güçlüdür ve Aiden St. Delphi de tanrılara, Alex’i geri getirebilmek için savaş açtı.

Tanrılar, Seth’in Alex’in güçlerini ele geçirip Tanrı Katili olmasına engel olabilmek için yüzlerce şehri yerle bir edip binlerce insanı öldürdüler.

Ancak iş, Alex’le Seth’in bağını koparmakla bitmiyor. “Bir Apollyon öldürülemez” teorisinde pek çok açık nokta var ve bu yıkımı durdurmanın yolunu bilen tek kişi de yüzyıllar önce öldü.

Yeraltı’nı koruyan duvarları aşmak, milyonlarca ruhun içerisinde tek bir taneyi aramak ve sonra da geri dönmek çok zor. Ancak Alex Tanrı Katili olmadan önce Seth’i durdurmak zorunda yoksa… kendisi Tanrı Katili olabilir.

Melez Sözleşmeleri serisi Melez, Safkan ve Tanrı’dan sonra
dördüncü kitap Apollyon ile devam ediyor. Üstelik ara kitap İksir, bu kitabın içinde!

19 Ağustos 2013 Pazartesi

İnferno - Cehennem / Dan Brown

 Benim gibi Dan Brown hayranlarına yeni bir soluk daha geliyor.. Robert Langdon serisi İnferno yani Cehennem ile fırtınalar koparmayı başardı bile. 'Kitap çıktı neyin haberi' diyeceksiniz doğru.. Henüz fırsat bulup başlayamadığım İnferno'yu derhal okumayı planlıyorum. Ve bloğumda özel olarak Dan Brown'un kitap yorumlarını arka arkaya sizlere sunacağım. :)


Cehennem - İnferno

Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon başından vurulmuş bir halde hastane odasında gözlerini açar. Ne buraya nasıl geldiğini ne de nasıl vurulduğunu hatırlamaktadır. Camdan gördüğü manzara karşısında altüst olan profesör, evinden binlerce kilometre uzakta, Floransa’da olduğunu anlar. Yaşadığı korkunç baş ağrısına eşlik eden tek şey; sürekli kâbuslarında gördüğü kan kırmızısı bir nehrin karşısından kendisine seslenen gümüş saçlı güzel bir kadın ve toprağa baş aşağı gömülü can çekişen bedenlerdir. Langdon gördüğü kâbusları anlamlandırmaya çalışırken kadın bir suikastçı tarafından takip edildiğini, kendine tedavi uygulayan doktorlardan biri gözlerinin önünde vurulunca anlar. Hastanede görevli diğer doktorlardan biri olan Sienna Brooks’un o ölüm kalım anında yardım etmesiyle hayatta kalır. Simgebilim profesörü kendini bir anda ipuçlarını Dante’nin cehenneminde bularak çözmesi gereken korkunç bir senaryonun içinde bulur. Floransa’nın tarih kokan dar sokaklarından Venedik’in muazzam bazilikalarına uzanan semboller zinciri Langdon’ı insanlık tarihini sonsuza dek değiştirebilecek bir mekâna sürükler. Burası üç imparatorluğun merkezi olmuş, insanlık tarihi kadar eski, dünyanın incisi İstanbul’dur. Ve bu şehirde ya insanlık tarihi baştan sona yeniden yazılacak ya da bunu yazacak hiç kimse kalmayacaktır...

.. Diz çök kutsal bilgeliğin yaldızlı mouseion’unda ve kulağını yere daya, dinle suyun şırıltısını.

Batık sarayın derinliklerine in, orada, karanlığın içinde bekler khtonik canavar kan kırmızısı sularına gömülmüştür lagünün ki yansıtmaz yıldızları...

... Dan Brown, dünyanın birçok ülkesinde çok satanlar listesine giren; Kayıp Sembol, Melekler ve Şeytanlar, İhanet Noktası ve Dijital Kale gibi kitaplarının yanı sıra tüm zamanların en çok okunan romanlarından biri olan Da Vinci Şifresi’nin yazarıdır. New England’da eşi ile birlikte yaşamaktadır.

Yayın yılı: 2013
Sayfa sayısı: 576

11 Ağustos 2013 Pazar

Touched - Sonsuz Dokunuş (A Sense Thieves Novel) / Corrine Jackson

Çok yaklaşma…

Remy dokunarak insanları iyileştirebiliyor, fakat ne yazık ki tedavi ettiği her hastalık artık onun oluyordu. Annesi ile birlikte üvey babasından şiddet gören Remy, iyileştirdiği kırık kemiklerin, yanıkların ve morlukların sayısını bile hatırlamıyordu. Herkesten gizlediği korkunç bir hayatı vardı. Ve bir gece üvey babası çok ileri gitti…

Remy şimdi hayatında yepyeni bir sayfa açtı; onu yıllar önce terk edip giden babası, hastaneye gelip birlikte yaşamayı teklif etti ve geçmiş için af diledi. Artık kocaman bir evde yaşıyor ve babasının yeni evliliğinden olan cana yakın kız kardeşi Lucy’nin eğlenceli arkadaşlarıyla takılıyor. Ama gözlerini limanda karşılaştığı bir çocuktan alamıyor, Lucy ondan uzak durmasını söyledi: Asher Blackwell… Yakışıklılığı nefes kesici ama sessizliği ürkütücü.

Koruyucu Asher ölümsüz olmak için duyularını kurban etti. Bir koruyucu ancak ve ancak bir şifacıyı öldürerek duyularını geri kazanabilir. Bu iki düşmanın âşık olması yasak. Çünkü Remy koruyucuları tekrar insan yapabilme gücüne sahip bir şifacı ve eğer onun bunu yapabildiğini koruyucular fark ederlerse, onu almaya gelirler, tabii Asher herkesten önce onu öldürmezse.



   Merhaba sevgili kitap severler! Dex'ten yepyeni bir soluk geliyor.. Sonsuz dokunuş ya da orjinal adıyla Touched. Ben okuyalı bir hayli olmuştu ama kitabın çıkacağını duyar duymaz yorumu yazıp içinizdeki heyecana biraz daha merak katmak istedim. :)

  Remy bizim ana karakterimiz işin aslını anlayacağınız üzere. Ama Remy'nin çok dramatik, tuhaf ve sinir bozucu bir hayatı var. Remy, annesi ve üvey babası ile birlikte yaşıyor. Tabi 'yaşamak' denirse buna. Kız bildiğin işkence çekiyor. İçimden bin bir türlü hakaret ettiğim üvey babası asalak bir sapkın bence. Remy ve annesini dövüyor. Üstüne üstlük yaptığı hiç bir pislikten yargılanmıyor, ceza almıyor. Çünkü annesi ve Remy aşırı akıllı oldukları için bir manyağı def edemiyorlar. Neyse...

  Anlayacağınız bu bölümleri okurken bilgisayarı camdan atıyordum neredeyse. Üvey gerzeğimizin adı Dean. Annesi Remy'i korumak için gelen polislere hiç bir şekilde şikayetçi filan olmuyorlar, birde onun tüm pisliklerini örtbas ediyorlar.

  Dean konusu geçelim. Remy'nin  bir diğer sorunu insanların hastalıklarını iyileştirebiliyor olması. Aman ne güzel dediğinizi duyar gibiyim, demeyin farelerim.(Yeşil Yol'dan da tanıdık gelebilir.) Remy, hastalıkları kendine absorbe ediyor böylece hasta olan iyileşirken, kendi hasta oluyor. Diyorum size bu kıza bir kurşun döktürelim, bunların ailesine biri büyü filan yapmıştır. Ya bu kadar aksilik üst üste mi gelir?

  Her neyse üvey baba meselesini yine açıyorum ama Remy'nin hayatını bambaşka bir yola sokacak Dean. Yine Remy üvey babasından şiddet görür ama bu sefer Remy hastanede uyanır. Artık siz anlayın nasıl bir pislik yuvasıyla yaşadığını. Remy hastanede uyandığında karşısında öz babasını bulur. Babasının ona bir teklifi vardır: Karısı Laura ve kızıyla beraber onunla yaşaması. Bu sefer tek bir fark var evdeki herkes onu istemektedir. Böyle bir durumda deseler ki dünyanın öbür ucu ama üvey baban sana dokunamayacak, kız kesin kabul eder. O kadar çaresiz işte.

   Babasının diğer kızı yani Lucy adında bir kız kardeşi olan Remy onunla gayet iyi anlaşır. İşte her şey iyi gibi gözüküyor ama yine işin içinden iş çıkıyor işte. :)) Bu sefer ki biraz daha karışık bir durum aslında. Benim çok sevdiğim karakter özelliklerinden bir olan bad-boy. Aslında dışa vuramadıkları tarafları iyi ama bazı sebeplerden ötürü insanları tersliyorlar, bu da onları havalı yapıyor. Sizleri Asher Blackwell ile tanıştırayım. Kitapta yakışıklılığıyla kızların başını döndüren Asher'ın da bir sırrı var. Hasbelkader o bir koruyucu. Tabiki bizim saf kızımız Remy ondan hoşlanmakta ama ne kendi ne de koruyucu olan Asher ile ilgili hiç bir şey bilmemekte.

   Neyse bunları Remy dolaylı olarak öğreniyor, ben size olayı şöyle bir anlatayım. Hani kitapta yazar bizi fıtık etmek için bir kıllık yapacak ya işte o konu buraya tekabül ediyor. Koruyucularla Şifacıların arasına kara kedi girmiş.. İşin şakası tabiki. Koruyucular, isimlerinden anlaşılacağı üzere riskli grup oluyor. Onlar hayatları korurken bir kaç hastalık iyileştiren Şifacılar alkış toplayan taraf oluyor. Bu da iki tarafın arasını açmış. Şifacılar ise onları hor görmüş ve dışlamışlar. Olaylar bir boyuttan sonra şans eseri Koruyucuların, Şifacıları öldürüp ölümsüz olmaları aşamasına varmış. Ama her şeyin bir bedeli var. Bence öyledir. Koruyucular, Şifacıları öldürüp sonsuz hayata kavuşur ama hissedemediğiniz bir hayat neye yarar ki? İşte kurşun bu noktada dökülebilir, neden olmasın? Koruyucular bir laneti üzerlerine almış ve bunu nasıl bozacaklarını pek bildiklerini sanmıyorum.

  Remy, Asher'ın hayatını bir anlamda değiştirir. Koruyucu Asher, Şifacı Remy'nin yanında tat alabiliyor, koku alabiliyor, yani algılayamadığı bir çok şeyi yapabiliyor.  Ama kader işte, Remy ile Asher'ın enerjileri birbirine ters düşüyor ve bu enerji Asher'a iyi gelirken, Remy'nin hayatına mal olabilir.

   Asher, Remy'e onun yüzünden bir şey olmasını istemediği için 'benden uzar dur' bir diğer klasik laf olan 'ben sana göre değilim' triplerine girer ama Remy'den uzak duramayan yine kendisi. Üstelik Remy'nin hayatını tehdit eden başka unsurlarda var.

  Ben kitabı çok sevdim. Sürükleyici ve kesinlikle sıkmıyor. Aşk, imkansızlık, kader, lanetler ve daha bir çok şey sizi bu kitapta bekliyor!.. DEX sağ olsun yakında Sonsuz Dokunuş adıyla kitabı satışa çıkarıyormuş. Ben e-book olarak okudum ama kitaplığımdaki yerini hazırladım. ;) Bu yorum spoilerın alasını içerebilir, şimdiden bilginize ve Teşekkürler....